Tapu Senedi

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

Tapu senedi,Hazineye devredildi.
Bu Vatan,işgalcilere teslim edildi.
Şimdi,Baş örtüsü yerde süründü.
Vurun kardeşlerim namus günüdür.

Tarih 1915 ana vatan işgal edildi.
İşgalciler Fıransız,ingiliz,İtalyandı.
Vatanın her yerinde yangın vardı.
Şimdi Namussuzlara vatan satıldı.

Haçlı zihniyeti uyanıp birleşti.
Yahudileri yakanlar kardeşleşti.
Çanakkale ancak şimdi geçildi.
Vurun Kardeşlerim namus günüdür.

Dinsiz devletler uzun süre yaşamaz.
Misyonerler seyahatten usanmaz.
Bu pisliklere karşı önlem alınmaz.
Din elden gitti,şimdi vatan gidiyor.

          mehmet selim polat

HIRİSTİYANLIKTA TANRI

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

TANRI,İlah demektir,İslam inancına göre şirktir.Hıristiyanlar.İsayı Bazen tanrı ve bazende Tanrının Oğlu olarak kabullenirler.Meryemde tanrı anası olur.Bu kadar saçmalık olurmu?. 

Hıristiyanlık'ta İsa

Hıristiyan inancında İsa tanrının oğlu ve bizzat tanrının kendisidir.

Baba (Tanrı) ile insanlar arasında aracı, Beklenen mesih, kurtarıcı, rab, tanrı ile aynı "öz" den olan, güçlü tanrı, tek insan, dünyanın tek kralı, Kutsal Üçlü Birlik'teki kişilerden "oğul"dur.

Hıristiyan kaynakları onu "İsa Mesih" olarak anarlar.İsa'nın tanrısal ve insani özellikleri farklı mezheplerce farklı yorumlanır.

Hıristiyanlığın Monofizit görüşüne göre insani tabiatı ile tanrısal tabiatı, Tanrısal özü altında erimiş ve ayrılmaz bölünmez tek bir tabiat meydana gelmiştir. Çarmıhta, İsa'nın insani tabiatı gibi ilahi tabiatı da acı çekmiştir.

Meryem Theotokosdur, yani Tanrı anasıdır.

Diofizit görüşe göre ise insani ve tanrısal olmak üzere birbirinden bağımsız iki tabiatı vardır. Çarmıha gerildiğinde ilahi tabiatı bedeninden ayrılmış, sadece insani tabiat acı çekmiştir. Meryem, insan olan İsa'nın annesidir dolayısıyla da ona Theotokos yani Tanrı anası denemez.

Ortodoks, Katolik ve Protestanlar'a göre İnsani ve Tanrısal iki tabiatı olup bunlar asla birleşmezler, karışmazlar ve ayrılmazlar.

DOĞRU YOL

İslam Trackbackler (0) Yorum ekle   

DOSDOĞRU YOL (Sırat-ı Müstakim)

Allah’a ibadet

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

    «Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna, kendilerine gazab edilmiş olanların ve sapanların yoluna değil» (1 Fatiha 6-7).

    Sahih bir yolla gelen haberde Peygamber   (s.a.v)’in  de  şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

    «Yahudiler, kendilerine gazab  edilenlerdir ve  Hıristiyanlar da sapmış olanlardır» (Ahmed  bin  Hanbel lV / 378.  V.  77).

    Nitekim Allah’ın Kitabı da birkaç yerde buna işaret etmektedir. Şu örneklerde olduğu gibi:

    «De ki: ‘Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyliyeyim mi? Allah’ın lanet edip gazaba geldiği kimse…» (5 Mâide 60)

    «Gazab üzerine gazaba uğradılar» (2 Bakara 90).

    «Allah’tan gazaba uğradılar ve onlara alçaklık  (damgası)  vurulmuştur» (3 Âl-i İmrân 112).

    Hıristiyanlar hakkında da şöyle buyurmaktadır:

    «Ey Kitab ehli, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve önceden sapmış, birçoklarını da saptırmış, düz yoldan şaşmış bir kavmin keyiflerine  uymayın» (5 Mâide 77)

    «Ey Kitab ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyleri söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, O’nun Meryem’e attığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur»  (4 Nisa 171).

    «Yahudiler: ‘Uzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar da: ‘Mesih, Allah’ın oğludur’ dediler. Bu, onların ağızlariyle geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden inkâr etmişlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar? Hahamlarını ve rahiblerini Allah’tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa kendilerine yalnız tek İlâh olan Allah’a ibadet etmeleri emredilmişti. O’ndan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir»  (9 Tevbe  30-31).

    «Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona Kitab, hüküm ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: ‘Allah’ı bırakıp bana kullar olun’ desin; fakat: ‘Öğrettiğiniz ve okuduğunuz Kitab gereğince Rabb’a hâlis kullar olun!’ der. Ve size: ‘Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin!’ diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size inkârı emreder mi?» (3 Âl-i  İmrân:   79-80).

    «De ki: ‘O’ndan başka (kendilerinde bir şeyler) sandığınız kimseleri çağırın, onlar ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de (onu) başka bir yana çevirebilirler’. O yalvardıkları da, onların (Allah’a) en yakın olanları da Rablerine yaklaşmak için vesile ararlar, O’nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, cidden korkunçtur » (17 İsrâ 56-57).

    Her türlü eksiklikten arınmış olan Allah, her namazımızda doğru yola; kendilerine gazab edilmiş ve sapmış olanlardan farklı olan ve Allah’ın kendilerine nîmet verdiği peygamberlerin, sıddîkların, şehîdlerin ve salihlerin yoluna iletmesini dilememizi emrettiğine göre, bu, kulun gazab edilmiş ve sapmışların yoluna düşmesinin korkulacak bir şey olduğunu gösterir. Nitekim Peygamber (s.a.v.)’in de haber verdiği gibi, bu durum vâki olmuştur. O, şöyle buyurmaktadır:

    «Sizden öncekilerin yollarını tıpatıp takip edeceksiniz. Öyle ki, bir kelerin deliğine girmiş, olsalar, siz de ona gireceksiniz.» Ashab; Yahudi ve hıristiyanları mı? Ya Resûlâllah, diye sorunca: «Başka kim olabilir ki» (Buhari, Enbiyâ 50), buyurdu. (Hadîs sahihtir) .

    Selef, doğru yoldan ayrılan âlimlerde yahudilere bir benzerlik, âbidlerde ise, hıristiyanlara bir benzerlik bulunduğu görüşündeydi. Gerçekten, sapan ilim adamlarında; sözlerin anlamını değiştirme, kalb katılığı, ilimde cimrilik, büyüklenme, başkalarına doğru olanı söylemesine rağmen kendisinin bunu uygulamaması gibi şeylerin bulunduğu; sapan ibadet ehlinde ise, peygamberlerle salihler konusunda aşırılık, ibadetlerde ruhbanlık, şekilcilik ve müziğe dalma gibi bid’atler görülmektedir.

    Bu nedenle Peygamber (s.a.v.) :

    «Beni Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı andıkları gibi anmayın. Ben sadece kulum; Allah’ın kulu ve elçisi deyin»(Buhâri, Enbiyâ 48;   Ahmed   İbn   Hanbel   l/23,   24,   47,   55,   60;   Dârimî, Rıkâk  68), buyurmaktadır.

    Bundan dolayıdır ki Allah, Resûlüllah (s.a.v.)’i makamlarının en yücesi olarak, kullukla nitelemiştir:

    «Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki, geceleyin kulunu yürüttü» (17 İsrâ  1).

    «Kuluna vahyettiğini vahyetti» (53 Necm  10).

    «Allah’ın kulu kalkıp O’na yalvarınca (hayretten hepsi) onun üzerine üşüşüp neredeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi» (72 Cin  19).

    Yine bu nedenle namazdaki oturuşlarda okunduğu gibi, cuma ve bayram hutbeleriyle nikâh ve diğer ihtiyaç anlarında okunan meşru hutbelere de: «Allah’tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in, O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim» cümlesiyle başlanır.

    Resûlüllah (s.a.v.) de, ümmetinin kendisi hakkında, hıristiyanların Mesih konusunda düştüğü ulûhiyet dâvası gibi yanlışlara düşmemeleri için, bir kul olduğu gerçeğini sık sık vurgulamıştır. Hattâ biri: «Allah ve sen ne dilerseniz» deyince Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Beni Allah’a denk mi tutuyorsun? Aksine, Allah ne dilerse,yalnızca O» (Ahmed  İbn  Hanbel l / 214,   224,  283,   342).

    Yine ashabına:

    «Allah ve Muhammed ne dilerse demeyin. Aksine, Allah ne dilerse, deyin. Muhammed’in dilemesi (O’ndan) sonradır» (İbn Mâce,  Keffarât  13)buyurmuştur.

    Yine şöyle buyurmaktadır:

    «Kabrimi (gidip-gelinen) bayram    yerine    çevirmeyin;    nerede olursanız bana salât getirin, getirdiğiniz salât bana ulaşır» (Ahmed İbn Hanbel ll /367; Ebû Dâvud, Menâsik 100).

    «Allahım, kabrimi tapılan bir put kılma! Peygamberlerinin kabirlerini mescid edinenlere Allah’ın gazabı çetin oldu»  (Muvatta’,  Kasru’s-Salât  fi’s-Sefer  85).

    «Sizden öncekiler,  kabirleri  mescid ediniyordu. Sakın ha! Kabirleri mescid edinmeyin. Sizi bundan sakındırıyorum, bilesiniz»(Aynı kaynak).

    Ümmetteki aşırılık özellikle şu iki grup içinde meydana geldi . Peygamberlerde ve Ehl-i Beyt imamlarında ulûhiyet bulunduğuna inanan Şia’nın aşırı giden sapıkları; ve peygamberlerle  salihlerde buna benzer şeylerin bulunduğuna inanan tasavvuf  ehli içindeki cahillerden bir grup. Her kim, Peygamberimizde veya herhangi bir peygamberde ulûhiyyet ve rubûbiyyet vehmederse, onun, hıristiyanlardan farkı yoktur. Peygamberlerin nitelikleri Kur’an ve  Sünnetin onlar hakkında belirttiklerinden ibarettir.

    Yüce Allah, İsrâiloğullarına hitaben şöyle buyurmaktadır:

    «Elçilerime inanır,  onlara yardım eder ve Allah’a  güzel  borç verirseniz, elbette sizin günahlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım,»(5 Mâîde 12).

    Yine şöyle buyurmaktadır:

    «Biz seni, (ümmetine) şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. (Ey insanlar, bu) Allah’a ve Resulüne inanasınız, O’nu(n dinini) destekleyesiniz, O’na saygı gösteresiniz diyedir» (48 Feth 8-9).

    Bu âyetler, Resûlüllah’ın hakkını anlatmaktadır.

    Allah’ın hakkıyla ilgili olarak da şöyle buyurulmaktadır:

    «…ve sabah-akşam O’nu teşbih edip yüceltesiniz»  (48 Feth 9).

    Allah Teâlâ yine şöyle buyurmaktadır:

    «Rahmetim ise her şeyi kaplamıştır. Onu, korunanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Peygambere uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kötülükten men’eder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona inanan, destekleyerek O’na saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felaha erenler onlardır» (7 A’râf 156-157).

    «De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan, esirgeyendir»(3 Âl-i İmrân 31).

    «De ki ‘Allah’a ve Peygamber’e itaat edin. Eğer dönerlerse (bilsinler:) muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez» (3 Âl-i İmrân 32).

    «Allah ve O’nun melekleri, Peygamber’i överler. Ey inananlar, siz de O’nu övün, içtenlikle salât ve selâm edin»(33 Ahzâb  56).

    «De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız barınaklar, size Allah’tan, Resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun (o zaman başınıza gelecekleri göreceksiniz) » (9 Tevbe 24).

    Kur’an’da otuzdan fazla yerde Resülüllah’a itaat emr edilmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    «Ey inananlar, sizi yaşatacak şeylere çağırdıkları zaman Allah’ın ve Resulünün çağrısına koşun» (8 Enfâl 24).

    «Hayır, Rabb’in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar»  (4 Nisâ 65).

    «O’nun (Resûl’ün) emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belânın çarpmasından, yahut onlara acı bir azabın uğramasından sakınsınlar» (24 Nur 63).

    «Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Resulüne çağırıldıkları zaman inananların sözü ancak: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte umduklarına erenler bunlardır, bunlar. Kim(ler) Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’tan korkar, O’(nun azâbı)ndan korunursa, işte kurtuluşa erenler onlardır» (24 Nur 51-52).

    Âyetlerde, itaat Allah ve Resulü için emredilirken, korkma ve sakınma yalnızca Allah için zikredilmektedir.     Nitekim diğer âyetlerde de şöyle buyurulmaktadır:

    «Yalnızca Benden korkun» (16Nahl 51).

    «Sadece Benden sakının» (2 Bakara 41).

    «İnsanlardan korkmayın.  Benden  korkun» (5 Mâîde 44).

    Yüce Allah yine şöyle buyuruyor:

    «Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli, onların elleri üzerindedir» (48 Feth 10).

    «Peygamberi çağırmayı, herhangi birinizin diğerini çağırması gibi tutmayın» (24 Nur 63).

    «Peygamber, mü’minlere canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir» (33 Ahzâb 6).

    Resûlüllah (s.a.v.)  de şöyle buyurmaktadır:

    «Ben, sizden birinize çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça o kimse îman etmiş olmaz».

    Resûlüllah’ın bu sözleri üzerine Hz. Ömer:        

    «Allah’a yemin ederim ki yâ Resûlâllah, kendimden sonra sen bana herkesten daha sevgilisin», deyince, Resûlüllah:

    «Hayır yâ Ömer, sana, senden de daha sevimli olmadıkça…» buyurdu. O zaman Hz. Ömer: «Sen bana, benden de daha sevgilisin» dedi ve Resûlüllah:  «İşte şimdi oldu» buyurdu(Buhârî,  İman  8;   Müslim,   İman   69).

    Allah Teâlâ Kitabında, Resûlüllah’ın üzerimizdeki haklarını şöyle sıralamaktadır:

    — Resûlüllah’a itaat,

    — Onu sevme,

    — Ona değer verme, 

    — Ona saygı gösterme,

    — Ona yardım ve destek sağlama,

    — Verdiği hükme rıza gösterme,

    — Ona teslim olma,

    — Ona uyma,

    — Ona salât ve selâm getirme,

    — Onu candan ve maldan üstün tutma,

    — Aramızdaki bir anlaşmazlığın çözümü için ona başvurma…

    Yüce Allah:

    «Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur» (4 Nisa 80)buyurarak Resûlüllah’a itâatin kendisine itaat anlamına geldiğini ve :

    «Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmektedirler» (48 Feth 10) buyurarak Resûlüllah’a biat etmenin kendisine biat etmek olduğunu haber vermektedir. Yine:

    «Size Allah’tan ve Resulünden daha sevgili ise…» (9 Tevbe 24)buyurarak sevgide;

    «Allah ve Resulüne  eziyet edenler…» (33 Ahzâb 57) buyurarak eziyette;

    «Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse…» (4 Nisa 13) buyurarak itâatta;

    «Kim de Allah’a ve Resulüne karşı gelir…» (4 Nîsâ 14) buyurarak karşı çıkmada; ve bir de:

    «Allah’ı ve Resulünü hoşnut etmeleri daha uygundu»  (9 Tevbe 62) buyurarak hoşnut etmede Resûlüllah’ın adıyla kendi adını bir arada zikretmektedir. Bu âyetlerde zikredilenler ve buna benzeyen diğer şeyler, Resûlüllah’ın gerçekten hakettiği şeylerdir.

    İbadet ve yardım dilemeye gelince, bunlar yalnızca Allah’adır; bu konuda ortağı yoktur. Nitekim O şöyle buyurmaktadır:

    «Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın» (4 Nisa 36).

    «Sadece Sana kulluk eder, sadece Senden yardım dileriz» (1 Fatiha 5).

    «Oysa kendilerine, dini yalnız Allah’a özgü kılarak, Allah’ı birleyenler olarak O’na kulluk etmeleri emredilmişti» (98 Beyyine 5).

    Aşağıdaki örneklerinde olduğu gibi bazı âyetlerde de ibadet ve yardım dilemek bir arada zikredilmiştir:

    «O’na kulluk et ve O’na dayan» (11 Hûd  123).

    «Ve ölmeyen diriye dayan, O’nu överek teşbih et» (25 Furkân 58).

    «yalnız O’na tevekkül eder ve yalnız O’na yönelirim» <_script /><_script />lt;span style="font-family: Arial; padding: 0px; margin: 0px;">(11 Hûd 88)

Şeyhul İslam,İbn Teymiyye

Yezidlik

Güncel Trackbackler (0) Yorum ekle   
YEZIDIYYE

Şeyh Adiy bin Musafir bin Ismail bin Musa bin Mervan bin el-Hasan bin Mervan'a (ö.1160 ya da 1162 Lales, Musul) dayandirilan Islâm disi inanç akimi. Akim üyeleri halk arasinda seytana tapanlar (seytanperest, abade-i iblis) ve çerag söndürenler olarak adlandirilir. Inanç sistemleri eski Iran inanislarinin etkisiyle olusmustur.

Yezidilik'in ortaya çikisi ve adlandirilisi konusunda mezhepler tarihine iliskin eserlerde degisik görüsler öne sürülür. Bir görüs, Yezidî adlandirmasinin Haricilik'in Ibâdîlik kolundan ayrildigi söylenen Yezid bin Ebi Üneys'ten geldigini ve bu nedenle topluluga Yezîdi denildigini savunur. Diger bir görüse göre Yezidî adi, eski Iran inançlarindaki iyilik tanrisi Izd ya da Yezdan kelimesinden gelmektedir. Yezidîlik de Iran ve Asur inanç ögelerinin karismasindan ortaya çikmistir. Çagdas arastirmalar bu görüsleri dogrulamamakta, Yezidîlik'i dogrudan Seyh Adiy ile iliskilendirmektedir.

Seyh Adiy, Umeyyeogullarina mensup, döneminde büyük ün kazanmis bir mutasavviftir. Bölge halkini irsad amaciyla Hakkari'ye gelmis, ölüm yeri olan Lales'te bir zaviye kurmustur. Düsünce ve inançlari bütünüyle sünnî Müslümanlik sinirlari içinde kalmis, kendisinin hadis ehlinden ve selef mezhebinden oldugunu söylemistir. Itikadu Ehli's-Sünne ve'l-Cemaa isimli eserinde sünnî Müslümanlarin inançlarini ve bunlarin kurtulan topluluk (firka-i naciye) oldugunu savunur. Yezidîlik'in temel kitaplari olan Kitabu'l-Cilve ile Mushaf-i Res (Kara Kitap), Seyh Adiy'e isnad ediliyorsa da, arastirmalar bunlarin çok sonralari yazildigini ortaya koymustur. Seyh Adiy'in ölümünden sonra yerine geçen Seyh Hasan döneminde, özelikle Siilerin Yezid bin Muaviye'ye saldirmalarina ve lânetlenmelerine karsilik Seyh Adiy'in izleyicileri Yezid'i savunma adina sünnîligi kötüye kullanarak hem Yezid, hem de Seyh Adiy hakkinda asiri inançlar gelistirdiler. Bu inançlar zamanla Seyh Adiy ve Yezid'in insan üstü varliklar oldugunu savunan Yezidîlik'in temel inançlarini olusturdu.

Kitabu'l-Cilve ve Mushaf-i Res'te açiklanan Yezidîlik inançlarina göre, bütün yaratilmislardan önce Melek Tavus vardi. Abtavus (Abd Tavus) onu kendi seçilmis yolunu aydinlatmasi için yeryüzüne gönderdi. Abtavus,. öncesiz ve sonrasizdir. Yabancilar yaninda asagilanma konusu olmamasi için adi ve nitelikleri söylenmez. Bu inanç, Mushaf-i Res'te biraz daha açilir. Buna göre Allah baslangiçta beyaz bir inci yaratarak bunu Enfer adli kusun üstüne koydu. Kirk bin yil onun üzerinde oturdu. Sonra ilk olarak pazar gününü yaratti. Bu gün, sufi seyhler ile bir tutulan yedi melegin en büyügü olan Azrail'i yaratti. Azrail, Melek Tavus'tur. Pazartesi günü Melek Derdail'i yaratti. Bu da Seyh Hasan'dir. Sali günü Melek Israfil'i yaratti ki bu, Seyh Sems'tir. Çarsamba günü Melek Mikail'i yaratti. Bu, Seccadeddin'dir. Cuma günü Melek Cebrail'i Yaratti. Bu, Nasiruddin'dir. Cumartesi günü de Nurail'i yaratti ki bu da, Fahreddindir. Allah, Melek Tavus'u meleklerin reisi yapti. Sonra yedi kat gögü yeri günesi ve ayi yaratti. Daha sonra, son yaratilan Melek Fahreddin, insan ve hayvanlari yaratarak bunlari hirkasinin yakasina koydu. O zaman meleklerle birlikte inciden çikti ve öyle bir bagirdi ki, inci dört parçaya ayrildi. Inciden akan sularla deniz meydana geldi. Dünya da deliksiz desiksiz, yusyuvarlak oldu. Allah, Cebrail Seccadeddin'i bir kus sekline sokarak saliverdi. O da incinin parçalarindan günesi, ayi, yildizlari, daglari, bitkileri, meyve agaçlarini ve arsi yaratti. Allah, bir gemi yaratarak içinde otuz binyil yolculuk etti, sonunda gelip Lales'e oturdu.

Mushaf-i Res'te anlatilan bir baska yaratilis inancina göre, yer ve gök yaratilmadan önce Allah, karanlik bir uzay durumundaki buharlar üzerinde dolasiyordu. Sonra bir papagan yaratti ve kirk yil ona hükmetti. Sonunda kizdi ve onu öldürdü. Tüylerinden daglar ve kayalar, nefesinden hava, dumanindan gök meydana geldi. Gökyüzünü direksiz diktikten sonra ve kendisi de oraya çiktiktan sonra, kendi nur ve cevherinden günes, ay, fecr, safak, sabah yildizi ve diger yildizlari yaratti. Arkasindan ilki seytan olmak üzere yedi melegi yaratti. Seytan kibre düsünce, cehenneme atildi ve orada yedi bin yil kaldi. Yaptigina pismanlik duyarak öyle agladi ki, göz yaslarindan yedi büyük küp doldu. Allah onu bagisladi, diger meleklere üstün kildi. Ona Melek Tavus adini vererek onunla birlesti. Gözyaslari ile dolu yedi küp, Seyh Adiy'in yeryüzünden dönüsüne kadar cehennem atesini söndürmek üzere orada sakli bulunmaktadir.

Muhsaf-i Res'te bazi yasaklar da yer almaktadir. Yiyeceklerden marul, bakla, lahana, balik, geyik, horoz eti yemek haramdir. Özellikle horoz kutsaldir. Melek Tavus'un Adiy bin Musafir tarafindan tunçtan yapilan dört heykeli horoz seklindedir. Koyu mavi elbise giymek, helaya girmek, hamamda yikanmak haramdir. Hamam ve helalar seytanlarin oturduklari yerlerdir. Seytan, kaytan (ip), satt (sel), ser (kötülük), mel'un (lanetli), lanet ve nal kelimelerinin kullanilmasi da yasaklar arasindadir.

Günümüz Yezidilik'inde önemli degisiklikler görülmektedir. Bugün Allah'in varligina, O'nun yedi kat gögü ve yeri yarattigina, her seye kadir olduguna, evrendeki isleri yarattigi melekler araciligi ile yönettigine inanilmakta, bununla birlikte O'nun en büyük üç melegin Melek Tavus, Seyh Adiy (Adiy bin Musafir) ve Sultan Yezid (Yezid bin Muaviye) oldugu söylenmektedir. Allah, insanlar sapikliga düstükçe, meleklerden birini insan kiliginda onlara dogru yolu göstermek üzere yeryüzüne gönderir. Allah'in binbir adi vardir ve bunlarin en güzeli Hüda adidir. Yezidîlik'te kelime-i sehadet, Seyh Hadi'nin (Adiy bin Musafir) Hüda'nin melegi ve Yezidilerin müsridi, Sultan Yezid'in Hüda'nin melegi, yerin nuru ve insanligin sevinci; Melek Tavus'un (seytan) Hüda'nin melegi ve elçisi oldugunu söylemekten olusur. Bu inanç, aksam yatarken, sabah kalkarken tekrar edilir.

Yezidilik'te baslica dinî görevler namaz, oruç, hac ve zekattan olusur. Namaz, dogus ve batisi arasinda günese dogru yönelerek dua etmektir. Namazdan önce yalniz eller ve yüz yikanarak abdest alinir. Namaz büyük bir gizlilik içinde yerine getirilir. Baskalarinin yaninda ibadet etmek zorunda kalinirsa, eller günese karsi çevrilerek yüze sürmekle yetinilir. Özel ve genel olmak üzere iki tür oruç vardir. Özel oruç, yalniz din adamlari tarafindan tutulur. Bu oruç; Aralik ve Temmuz aylarinda yirmiser ve arkasindan Seyh Adiy'in türbesine yapilan ziyaret sirasinda da kirk gün olmak üzere toplam seksen gündür. Genel oruç, her yezidînin aralik ayi basinda tuttugu üç günlük oruçtan ibarettir. Oruç, sabahleyin günes dogustan hemen önce baslar, günes battiktan sonra sona erer. Gün boyu yemek içmek yasaktir; ancak bir ikram edilmesi durumunda geri çevrilmez, yenilir ya da içilir. Ayrica Hizir-Ilyas için üç gün oruç tutmak da bir gelenektir. Hac, 23-30 eylül arasinda Adiy bin Musafir'in Lales'teki türbesine yapilan ziyarettir. Yezidîlerin en alt tabakasini olusturan müridlere özgü bir görev olan zekât, gelirinin yüzde onunu seyhlere, yüzde besini pir'e ve yüzde iki buçugunu fakire vermektir.

Yezidîler kendi içlerinde sekiz sinifa ayrilirlar. Bu siniflar, yukaridan asagiya dogru, Mir, Baba Seyh, Fakir, Kavval, Seyhler, Pir, Kuçek ve Mürid adlarini tasir. Yezidî inanisina göre Seyh Hadi, dünyadaki görevini tamamladiktan sonra yerine Hala Mira kabilesinden Berekat'i birakmistir. O günden bu güne, bu kabileden birisi Mir seçilir. Mir, din isleriyle ugrasir. Bu kabile üyeleri baska kabile ve siniflardan kiz alip vermezler. Mir, her tür dünya isinde de tek söz sahibidir.

Baba Seyhlik yezidilerin en yüksek fetva makamidir. Mir bulunmadigi zaman ona Baba Seyh vekâlet eder. Baba Seyh saç ve sakalini hiç kesmez, bastan ayaga beyaz elbise giyer. Baba Seyhler yalniz Seyh Fahreddin'in soyundan gelenler arasindan seçilir. Vaaz, telkin, nasihat ve aileler arasi uyusmazliklari çözmekle görevlidir. Sürekli olarak yezidîler arasinda dolasir, sirtlarina giydikleri hirkalari ölünceye kadar çikarmazlar. Boyunlarina meftul denen bir tasma takarlar. Fakir olabilmek için, zaruri haller disinda tek kil bile kesmemis olmak sarttir. Kavuallar, Adiy bin Musafir'in türbesi çevresinde oturan görevlilerdir. Bunlar yilda bir kez Yezidî köylerini dolasir, yanlarinda tasidiklari Melek Tavus heykellerini öptürerek ve çevresinde tavaf ettirerek hac görevini yapamayanlara bu görevi eda etmelerini saglarlar. Bu hizmetlerinin bedeli, yanlarinda bulundurduklari kutsal testilere (serbik) sadaka konularak ödenir. Adani, Semsani ve Katani kabilelerinin üyeleri Seyhler sinifini olusturur. Bunlar okuma-yazma isleriyle ugrasir, irsad eder, cenaze törenlerini yönetirler. Beyaz cübbelerinin üstüne siyah bir külah ve kirmizi bir kusak takarlar. Zekât toplama ve dagitma isini yönetmek seyhlerin görevidir. Pirler, Yezidîlere yol gösteren yaslilardir. Hacca gelenlerin yiyecek, içecek ve diger ihtiyaçlarinin karsilanmasi pirlerin görevidir. Adiy'in türbesine bekçilik edenlerin baskanlarina Kuçek denir. Bunlar da Kavallar gibi Melek Tavus heykelleriyle köyleri dolasirlar. Yezidîlerin en alt sinifini olusturan Müridler, çiftçilikle ugrasan köylülerdir. Ancak kendi siniflarindan kimselerle evlenebilirler. Baslica görevleri, "efendilerimiz" dedikleri üst siniflara hizmet etmek ve vergi vermektir. Yezidîlerde son derece kati olan bu siniflar arasinda geçis imkânsizdir.

Yezidîler, yeni dogan çocuklarini hemen sünnet ettirirler. Mümkün olabilirse ilk hafta içinde, olmazsa iki yasina kadar Adiy bin Musafir'in Lales'teki türbesi çevresindeki zemzem dedikleri suya üç kere daldirarak vaftiz ederler.

Yeryüzündeki toplam sayilarinin üçyüz bin dolayinda oldugu tahmin edilen yezidîler Türkiye'de Mardin'in Midyat, Urfa'nin Viransehir, Siirt'in Kurtalan ve Besiri ile Batman'in köylerinde, Hakkari çevresinde; Gürcistan'da Tiflis, Batum; Azerbaycan'da Bakü ve Erivan'in köylerinde; Irak'ta Singal (Sinçar) daglarinda ve Iran'in muhtelif yerlerinde yasamaktadirlar. Türkiye'deki sayilarinin on bin dolayinda oldugu sanilmaktadir.

Ahmet ÖZALP

GüNahlar Ve TöVbe

İslam Trackbackler (0) Yorum ekle   

Cüz : 5 Sûre : 004 /NİSÂ SÛRESİ27.

Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.

28.Allah sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

29. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

30. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.

31. Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.

32. Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, onun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

33. (Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin.11Şüphesiz Allah her şeye şahittir.

Peygamberlerin İSimleri

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (1)   
Peygamberler
Âdem     İdrîs Nûh Hûd Sâlih
İbrâhîm Lût İsmâ'îl İshâk Yâkub
Yûsuf Eyyûb Şuayb Mûsâ Hârûn
Zülkifl Dâvud Süleymân İlyâs Elyesâ
Yûnus Zekeriyâ Yahyâ İsâ Muhammed


Hepsine salat ve selam olsun

Design by N.Design Studio
Hepsi - WeblogTR - Ücretsiz Blog